Nisan Gündemi : Derbi ve Erken Seçim

Bugün 21 Nisan Cumartesi.

Son zamanlarda kendimi veri madenciliğine fazlasıyla kaptırmıştım. Lakin 16 Nisan Pazartesi gününden bu yana fazlasıyla şiddetli ve büyük bir diş apsesi ile uğraşıyorum. Normal hayat akışım tamamen durdu. Şiş bir suratla dışarı çıkamadığım gibi evde de ağrı ve antibiyotik iğne etkisiyle kıvranıp duruyordum. Diş sağlığına sadece düzenli fırçalayarak değil yeterli kalsiyum alarak + düzenli temizleyerek kavuşulabiliyormuş. Maalesef kalsiyum veren besinlerle çocukluğumdan beri aram hiç iyi olmamıştır. Ceremesini çekiyorum.

Bugün biraz daha iyi hissettiğim için ertelediğim işlerin başına geçtim, daha öncesinde de sosyal medyayı karıştırıp gündeme baktım. Maalesef can sıkıcı saçma şeylerden ibaret bir gündem olduğunu gördüm.

Fenerbahçe – Beşiktaş Derbisi

Şenol Güneş’in başına yabancı atılması ve beş dikiş ile müdahale edilmesi beni bir Beşiktaş taraftarı olarak üzdü. Fakat hem Beşiktaş taraftarında hem de Fenerbahçe taraftarında metaların değişmediğini gördüm. Tolga’nın bir stat personeline yumruk attığını, aynı Tolga’ya yerli yerinde otururken kasıtlı küfür edildiğini gördüm. Bana öyle genel geçer geliyor ki böyle şeyler nasıl bir hiddet kaynağı olduğunu ne yazık ki anlayamıyorum. X kişinin Y kişiye yaptığı yanlış hareket hiç bir topluluğa mal edilemeyeceği gibi, asırlık spor kulüplerinin saygınlığını her kim yerle bir ediyorsa caydırıcı yaptırımlar uygulanmasını da yerinde buluyorum. Bu işin profesyoneli, ekspertizi ben olmadığım için öznel fikirlerimi yazıp bu gündem maddesini kendi tarafımda noktalıyorum.

Erken Seçim

Önümüzde bir erken seçim maratonu var. Devlet Bahçeli’nin açıklamalarıyla beraber jet hızıyla gündemin tam ortasına oturan erken seçimin tarihi dahi belirlendi. 24 Haziran 2018 günü Türkiye Cumhuriyeti Başkanını seçecek. Yeni sistemin demosunu şu anda yaşıyoruz fakat hala tam bir geçiş sağlanamadığı için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bazı bürokratik problemler olduğunu, bunların önünün açılabilmesi için bir an evvel tam geçişin sağlanması gerektiğini belirtti.

İYİ Parti genel başkanı Meral Akşener’in açıklamalarını merak ettiğim için ilk olarak son söylemlerini dinledim. Gayet öz güveni tam ve partisinin seçime hazır olduğunu gösteren açıklamalarda bulunuyor. Bu seçim Türkiye Cumhuriyeti halkını şaşırtacak cinsten olabilir. Sonuçlarını merakla bekliyorum. Bir de CHP’nin adayı ile umarım seçim pusulasının başına gidene kadar öğrenmiş oluruz.

 

Sonuç olarak;

Bir erken seçime hazırlanıyoruz, hem de yönetim şekli revize ediliyor. Yani gelişmek adına bazı adımlar atıldığını duyuyoruz. Her ne kadar yeterli ya da yetersiz desek de odak noktamız gelişmek ve hız. Yönetim biçiminde bile durum bu.
Fakat aynı ülkede 90 dakikalık spor müsabakasında holiganlık uğruna yıllarını spora vermiş bir adamın kafası yarılabiliyor. Bakın Şenol Güneş ya da Beşiktaş vs. değil olay. Çakmağı fırlatan kişinin açıklaması yaklaşık olarak şöyle: “Amacım Şenol Güneş’e arar vermek değildi, gerildim, fırlattım.”  Bu nedir biliyor musunuz arkadaşlar? Öğretmenini, doktorunu, güvenlik görevlisini döven adamı; işini layığıyla yapmak yerine gücünü kullanan adamı ne kadar benimsediğimizin göstergesidir bu..

Seçim meydanlarında yüksek sesle, bağırarak konuşmak siyasetçinin farzı değildir, ama miting alanları birbirlerini gazlayan yüzlerce boş insanla doludur ve siyasetçiler onların sesini bastırmak zorundadır..

 

Bugünden yarına notlar

Son zamanlarda üst üste gelen hastalık ve vefat haberlerinden dolayı hem uyku düzenimi hem çalışma performansımı hem de sosyal hayatımı düzensiz bir hale evirmiş durumdayım. Çevremizdeki insanların zor zamanlarında yanlarında olmak ve omuz vermek istiyorsak öncelikle ayakta kalabilmemiz gerekiyor. Yapılan en büyük hata zor zamanlarda pes etmek ve durağanlaşmaktır.

Dün bir yakınımın cenazesinde idim. Cenaze töreninden evvel bahçede bir kaç kişiyle laflarken şöyle bir cümle kuruldu: “Böyle günlerde herkes hayatın boşluğundan söz eder, oysa hayatın bir sınırının olması onu en değerli maden yapmaz mı? Sonsuz bir altın damarı bulunsaydı altının değeri düşerdi, hayat şimdilik sonsuz değil ve her anın kıymetini bilmek zorundayız.”

Çok güzel dedim. Ölüm, hayatı kıymetli kılan, değer aşılayan bu döngünün son parçası. Sabahları yataktan kalkarken isyan eden insanlar ne kadar hata yapıyorsa içi boş bir hayatı makyajlayıp servis eden, rol hayatlar yaşayan insanlar da o kadar hata ediyor aslında.

Ben eskiden günlüğüme kendim için notlar alırdım. “Başarılı ol”, “şöyle yap”, “böyle göster kendini” diye. Daha sonra kendi kendimi hapsettiğimi farkettim. Toplumsal baskının zihnimde bir patron olduğunu farkettim. Bir gün oturdum ve aşağıdaki notları yazdım:

  • “Hayır” demek için kötü bir insan olmak zorunda değilsin. “Hayır” de, gerekirse sebebini açıkla, gerektiğinde rica et. %51 oranında kendini düşün ama karşı taraf için de o %49’un hakkını ver.
  • Sabahları kalktığında hava soğuk veya yağmurlu diye yüzünü asma. Unutma sen doğanın bir parçasısın, o senin ihtiyacını senden daha iyi biliyor. Doğaya saygılı ol.
  • Cebine ne kadar para girdiğinin önemi yok. Her ne koşulda olursan ol tasarruf et. Geleceğin ne getireceğini bilemezsin.
  • Aile insanın olmazsa olmazı değildir. Baban veya annen seni temsil etmekle mükellef değildir. Sen onları temsil etmekle mükellef değilsin. Kimse kimseyi sırtlamak zorunda değil. Fakat topluma katılımın ilk parçası ailedir. Sana şefkatle bakan iki çift gözü düşün, anneyi ve babayı. Fırsat buldukça git sarıl onlara.
  • Dostluk tuhaf bir olgudur. Bazı dostlarınız size zarar verebilirken, bazıları sizin için kendilerini hiçe sayabilirler. Zamanı dolmuş ve can çekişmekte olan dostlukları sonlandırmayı bil. Kimseyi kırmadan ve daha fazla incinmeden..
  • Kin tutmak, yüzlerce mutluluk koyabileceğiniz kefeyi taşla doldurmak gibidir. Bir insana düşman kesilmek yerine onu boş verin. Bir insana zarar vermekle, ilahi bir kudretin size zarar veren insanı tepetaklak etmesini beklemek aynı şeydir. Kin tutmuyorum ama umarım yaptıklarının bedelini öder demek kendini kandırmaktır. Maddeüstü bir mahkeme olmadığını kavra ve hayatının hiç bir anını kin ve öfkeyle ziyan etme.
  • İşinde başarılı olmak mı istiyorsun o zaman yolun yarısını tamamladın demektir. Öteki yarısı için ise temponu biraz daha arttır ve okumaya başla. Ezberlemek zorunda değilsin, deneyimleri oku, yenilikleri oku, bilinçaltın büyük bir veri merkezidir, ihtiyaç dahilinde okuduğu, gördüğü ve duyduğu şeyleri tarar ve sana sunar.
  • Başaramamaktan korkma. Başarısızlık iki durumun göstergesidir: birincisi, yanlış giden bir şeyler olmuştur, ikincisi yanlış da olsa denemeye başlamışsındır. Denemeye başla, denemeden doğruya varamazsın.
  • İstemediğin milyonlarca şeye hemen ulaşmaktansa, istediğin şey için yola çık. İnsanın hayallleri o kadar kıymetlidir ki, onlara varamasa dahi o yolda çektiği çile ve cefa bile güzel gelir.

Hayatın İntikamı – Ece Temelkuran [Alıntılar]

Etkilendiğim, tekrar tekrar okurken hep aynı zevki aldığım müthiş bir yazı “Hayatın İntikamı”. Ece Temelkuran’ın kalemine, ruhuna sağlık.

* * *

“Ne zaman üniversitelere konuşma yapmaya gittiysem ya da ne zaman benden daha genç biri benim ondan daha fazla bir şey bildiğimi sanarak bana sorduysa “bu işin olurunu”, dedim ki:

Üniversiteyi bitirince hemen çalışmaya başlama. Git, dolaş, ülkeler gez, aç kal, meteliğe kurşun at, ama ne yap et, koşturmaya başlamadan önce biraz amaçsız yürü. Maceraya çık, bedeli ne olursa olsun bunu yap. Çünkü…

Çünkü hayat, onu erken anladığını sananlardan çok fena alır öcünü. Bir şeyi vaktinde yaşamadan geçersen, çok sonra, seni rezil etme pahasına, sana yaşatır o eksik bıraktığın bölümü.

Aşık mı olmadın on altı yaşında?

Gelir seni kırk beşinde bulur, en olmaz zamanda.

Maceraya mı çıkmadın yirminde?

Sürükleye sürükleye götürür seni otuz beşinde. Yırtık kot, yer bezinden hallice bir kazak giyip, nasıl göründüğüne aldırmadan geçiremedinse öğrencilik yıllarını mesela, elli yaşında, artık kalabalıkların gözleri seni hiç de öyle görmeyi beklemezken, sana giydirir o kot pantolonu.

Hayatı sakın erkenden yaşama, sonradan çok fena komik eder adamı.

Serserilik ederek geçirmeli insan serserilik edilecek yaşları. Zira atlayıp geçtiğin ne varsa dönüp dolaşıp bulur insanın yakasını. Kendini yaşatıncaya kadar yapışıp kalır.  “

WordPress Sosyal İçerik Teması

Revaçta olan Onedio.com ve benzer sosyal içerik bloglarının okuyucu kitlesi azımsayamayacağımız kadar fazla. Neredeyse sosyal medya kullanan belli bir kitle her gün eğlenceli içerikler okumak, anketlere katılmak ve dijital galeriler gezmek için bu siteleri ziyaret ediyor.

Bu sitelerin nasıl gelir elde ettiğini biliyor musunuz?

  1. Google Adsense ve diğer reklam ağlarından aldıkları banner reklamlar.
  2. Viral içerik anlaşmaları (bir anketin sonuna geldiğinizde size ruh halinize göre müzik öneren spotify reklamı gördünüz mü?! işte bu bir yöntem.)

Peki siz de tabiri caizse bir onedio açmak ister misiniz?

Eğer cevabınız hayır ise ve başka bir konu hakkında danışmak isterseniz meteturkdonmez@gmail.com hesabına mail atabilirsiniz 🙂

Şayet cevabınız “Evet” ise hemen aşağıdaki wordpress sosyal içerik temalarını inceleyerek bir blog oluşturmaya başlayabilirsiniz:

Boombox – Original

Animatrix

Another GAG

Dash

 

Bu temalar aşina olduğumuz sitelerde kullanılan wordpress temaları,  hemen aşağıdaki linkten satın alabilirsiniz.

WordPress sosyal içerik teması indir