AUTHOR: Metehan Türkdönmez

Bu ülke böyle bir ülke! olmamalı.

Bu yazıyı herkesin öfkesinin ve umudunun en çok olduğu şu günlerde yazıyorum.

Yazıyorum çünkü bulunduğum ülke, çağ, dünya korkunç bir distopyanın ta kendisi olma yolunda hızlıca ilerliyor.

Korkuyorum. Korkuyorum çünkü kendi geleceğimi, hayalini kurduğum çocuklarımın geleceğini, arkadaşlarımın geleceğini yok ediyorlar. Öyle sistematik falan değil, öyle belli bir zümreyle değil, tamamen kendi kendine akışına giderken her şey, kendiliğinden yok oluyor mutluluk talebimiz.

Madde madde yazmaya kalksak sonsuza dek sürecek gibi geliyor ama aklımıza ne geldiyse haykıralım diye, zincirlerimizden başka kaybedecek hiç bir şeyimizin kalmadığı o günü görmeyi beklemeyelim diye yazıyorum.

Daha dün, 15 Haziran 2018’de bir köpek yavrusunun dört bacağı kesildi öldü hayvancağız. Korkunç geliyor değil mi?! Korkunç!!

İslam Devleti denen dinci pezevenklerin iki genç çocuğu yakarak öldürmesine lanet edip sustuğumuz günü hatırlayın. Korkunçtu değil mi?! Korkunçtu!

Otostopla dünyayı gezen bir kadının, tarihiyle gurur duyduğumuz vatanımızda, şahsiyetsiz, şerefsiz, namussuz, ahlaksız birileri tarafından tecavüz edilip öldürüldüğü vakitleri hatırlayın. Utanç verici değil mi?! Yazarken hatırlatıp tekrar utanmamak istedim. Ama bu utancı çekmek zorundayız. Ne yapıldı bu durumun faillerine?! Elbet utanacağız, utanacaksınız!

Bu ülkede “Barış Mitingi” düzenlendi. 95 kişi öldü. Bu yazıyı burada bitirip kalkmak istiyorum ama buna sebep verenlere ait olan şeref yoksunluğunun acısını önce kendim çekmek zorundayım. Ses çıkarmadım, ses çıkarmadık. iki tweet atıp, bugün unuttuk. Bitirmeyeceğim hemen yazıyı. Acısını çekene kadar devam edeceğim bu ülkenin utanç maddelerine.

Siyasilerin kendilerini haklı çıkartmak için her zaman güzel sebepleri oluyor. Ben kendimi haklı bulamıyorum. Çünkü ben ne politikacıyım ne siyasiyim, ne de kulislerde ayrı, televizyonda ayrı konuşabilecek bir şahsiyetsizim. Ben vatandaşım, ben milletim, ben halkım! Ben tarih boyunca hiç haklı olarak görülmeyenim.

Bu ülkede bebekler karaya vurdu arkadaşlar!

Şu an masamda oturmuş, bilmem kaç bin liralık bilgisayarımda ahkam kesiyorum ya bu ülkenin sahillerine küçücük bir can geri verildi denizleri tarafından. Bu yazıyı okuduğunuz o telefon ya da bilgisayarın etiketiyle öyle 10 çocuğun karnı doyardı.

Ama bir saniye!

Bir futbol kulübünün taraftarı olarak söylüyorum, bilmem kime top oynasın diye senede 20 Milyon dolar ödeyen adamlar televizyonlarda tartışıyorlar, medyanın merkezine oturuyorlar, biz de şahsiyetimizi onlara pazarlamış “FEDA” diyoruz.

Biz de karakterimizi klozete atıp sifonu çekmiş “Tam Zamanı Şimdi” diyoruz!

Bu yazıyı okuduğun telefonun etiket fiyatına öğle yemeği yiyen adamların bencilliklerini, haysiyetsizliklerini geçip size utanın diyemeyeceğim. Ama siz yine de utanın, olur ya “GÜN GELİR SİVASA VALİ OLURSUN; VALİ OLURSUN DA GELİR BENİ ASARSIN.”

Unutmayın arkadaşlar, ne olur unutmayın. Bu eşitsizliği, bu çaresizliği, bu umutsuzluğu, bu haysiyetsizliği, bu pişkinlikleri unutmayın. Başkalarının kodamanlarından daha iyi görüneceğiz diye kendi garibini unutanları ne olur unutmayın.

Ben olsam da unutmayın, babanız olsa da unutmayın, hesabını sorun, haykırın, yazın, mücadele edin!

Kollarınıza kelepçe takılıp, zindanda çürümekse ödeyeceğiniz bedel düşünmeyin bile! Ama Kenan Evren’in cenazesini bir düşünün. Bu dünyada canını hoş tutanların çoğu dört kolluda, omuz üstünde taşınırken belki de yalvarıyorlar bir an önce yer altında çürüyüp  gitmek için.

Bir de tarihinizle gurur duymaya devam ederken yarın sizi hatırlayıp utanacak olan nesilleri de düşünün.

Bu ülke Mustafa Kemal Atatürk gibi yiğit adamların ülkesi, bu ülke onuru, namusu, vatanı için canını ortaya koyanların ülkesi.

Can almak için değil, kesinlikle değil, ama gerekirse can vermek için yılmayın; adaleti, onuru, eşitliği ve en çok da UMUDU korumak için mücadele verin!

Unutmayın, vatanım, namusum, şahsiyetim için canımı veririm diyen insanların bir kısmı dahil olmak üzere, daha kardeşi yaşındaki kadınların arkalarından hiç utanmadan -namus kavramını belki de ailelerinden hiç görmedikleri için- bakabiliyorlar. Bırakın bir ülkeyi, bu kainatın değişimi bile bir insanın kafasındaki bir düşünceyle başlar. Önce bu cehaleti, önce bu ahlaksızlığı yenerek başlayın! Önce kendinizi yenerek başlayın mücadeleye.

Her suçlunun suçundan biraz taşımıyor olsaydık, zaten bugün bu durumda olmazdık arkadaşlar…

 

Nisan Gündemi : Derbi ve Erken Seçim

Bugün 21 Nisan Cumartesi.

Son zamanlarda kendimi veri madenciliğine fazlasıyla kaptırmıştım. Lakin 16 Nisan Pazartesi gününden bu yana fazlasıyla şiddetli ve büyük bir diş apsesi ile uğraşıyorum. Normal hayat akışım tamamen durdu. Şiş bir suratla dışarı çıkamadığım gibi evde de ağrı ve antibiyotik iğne etkisiyle kıvranıp duruyordum. Diş sağlığına sadece düzenli fırçalayarak değil yeterli kalsiyum alarak + düzenli temizleyerek kavuşulabiliyormuş. Maalesef kalsiyum veren besinlerle çocukluğumdan beri aram hiç iyi olmamıştır. Ceremesini çekiyorum.

Bugün biraz daha iyi hissettiğim için ertelediğim işlerin başına geçtim, daha öncesinde de sosyal medyayı karıştırıp gündeme baktım. Maalesef can sıkıcı saçma şeylerden ibaret bir gündem olduğunu gördüm.

Fenerbahçe – Beşiktaş Derbisi

Şenol Güneş’in başına yabancı atılması ve beş dikiş ile müdahale edilmesi beni bir Beşiktaş taraftarı olarak üzdü. Fakat hem Beşiktaş taraftarında hem de Fenerbahçe taraftarında metaların değişmediğini gördüm. Tolga’nın bir stat personeline yumruk attığını, aynı Tolga’ya yerli yerinde otururken kasıtlı küfür edildiğini gördüm. Bana öyle genel geçer geliyor ki böyle şeyler nasıl bir hiddet kaynağı olduğunu ne yazık ki anlayamıyorum. X kişinin Y kişiye yaptığı yanlış hareket hiç bir topluluğa mal edilemeyeceği gibi, asırlık spor kulüplerinin saygınlığını her kim yerle bir ediyorsa caydırıcı yaptırımlar uygulanmasını da yerinde buluyorum. Bu işin profesyoneli, ekspertizi ben olmadığım için öznel fikirlerimi yazıp bu gündem maddesini kendi tarafımda noktalıyorum.

Erken Seçim

Önümüzde bir erken seçim maratonu var. Devlet Bahçeli’nin açıklamalarıyla beraber jet hızıyla gündemin tam ortasına oturan erken seçimin tarihi dahi belirlendi. 24 Haziran 2018 günü Türkiye Cumhuriyeti Başkanını seçecek. Yeni sistemin demosunu şu anda yaşıyoruz fakat hala tam bir geçiş sağlanamadığı için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bazı bürokratik problemler olduğunu, bunların önünün açılabilmesi için bir an evvel tam geçişin sağlanması gerektiğini belirtti.

İYİ Parti genel başkanı Meral Akşener’in açıklamalarını merak ettiğim için ilk olarak son söylemlerini dinledim. Gayet öz güveni tam ve partisinin seçime hazır olduğunu gösteren açıklamalarda bulunuyor. Bu seçim Türkiye Cumhuriyeti halkını şaşırtacak cinsten olabilir. Sonuçlarını merakla bekliyorum. Bir de CHP’nin adayı ile umarım seçim pusulasının başına gidene kadar öğrenmiş oluruz.

 

Sonuç olarak;

Bir erken seçime hazırlanıyoruz, hem de yönetim şekli revize ediliyor. Yani gelişmek adına bazı adımlar atıldığını duyuyoruz. Her ne kadar yeterli ya da yetersiz desek de odak noktamız gelişmek ve hız. Yönetim biçiminde bile durum bu.
Fakat aynı ülkede 90 dakikalık spor müsabakasında holiganlık uğruna yıllarını spora vermiş bir adamın kafası yarılabiliyor. Bakın Şenol Güneş ya da Beşiktaş vs. değil olay. Çakmağı fırlatan kişinin açıklaması yaklaşık olarak şöyle: “Amacım Şenol Güneş’e arar vermek değildi, gerildim, fırlattım.”  Bu nedir biliyor musunuz arkadaşlar? Öğretmenini, doktorunu, güvenlik görevlisini döven adamı; işini layığıyla yapmak yerine gücünü kullanan adamı ne kadar benimsediğimizin göstergesidir bu..

Seçim meydanlarında yüksek sesle, bağırarak konuşmak siyasetçinin farzı değildir, ama miting alanları birbirlerini gazlayan yüzlerce boş insanla doludur ve siyasetçiler onların sesini bastırmak zorundadır..

 

Bugünden yarına notlar

Son zamanlarda üst üste gelen hastalık ve vefat haberlerinden dolayı hem uyku düzenimi hem çalışma performansımı hem de sosyal hayatımı düzensiz bir hale evirmiş durumdayım. Çevremizdeki insanların zor zamanlarında yanlarında olmak ve omuz vermek istiyorsak öncelikle ayakta kalabilmemiz gerekiyor. Yapılan en büyük hata zor zamanlarda pes etmek ve durağanlaşmaktır.

Dün bir yakınımın cenazesinde idim. Cenaze töreninden evvel bahçede bir kaç kişiyle laflarken şöyle bir cümle kuruldu: “Böyle günlerde herkes hayatın boşluğundan söz eder, oysa hayatın bir sınırının olması onu en değerli maden yapmaz mı? Sonsuz bir altın damarı bulunsaydı altının değeri düşerdi, hayat şimdilik sonsuz değil ve her anın kıymetini bilmek zorundayız.”

Çok güzel dedim. Ölüm, hayatı kıymetli kılan, değer aşılayan bu döngünün son parçası. Sabahları yataktan kalkarken isyan eden insanlar ne kadar hata yapıyorsa içi boş bir hayatı makyajlayıp servis eden, rol hayatlar yaşayan insanlar da o kadar hata ediyor aslında.

Ben eskiden günlüğüme kendim için notlar alırdım. “Başarılı ol”, “şöyle yap”, “böyle göster kendini” diye. Daha sonra kendi kendimi hapsettiğimi farkettim. Toplumsal baskının zihnimde bir patron olduğunu farkettim. Bir gün oturdum ve aşağıdaki notları yazdım:

  • “Hayır” demek için kötü bir insan olmak zorunda değilsin. “Hayır” de, gerekirse sebebini açıkla, gerektiğinde rica et. %51 oranında kendini düşün ama karşı taraf için de o %49’un hakkını ver.
  • Sabahları kalktığında hava soğuk veya yağmurlu diye yüzünü asma. Unutma sen doğanın bir parçasısın, o senin ihtiyacını senden daha iyi biliyor. Doğaya saygılı ol.
  • Cebine ne kadar para girdiğinin önemi yok. Her ne koşulda olursan ol tasarruf et. Geleceğin ne getireceğini bilemezsin.
  • Aile insanın olmazsa olmazı değildir. Baban veya annen seni temsil etmekle mükellef değildir. Sen onları temsil etmekle mükellef değilsin. Kimse kimseyi sırtlamak zorunda değil. Fakat topluma katılımın ilk parçası ailedir. Sana şefkatle bakan iki çift gözü düşün, anneyi ve babayı. Fırsat buldukça git sarıl onlara.
  • Dostluk tuhaf bir olgudur. Bazı dostlarınız size zarar verebilirken, bazıları sizin için kendilerini hiçe sayabilirler. Zamanı dolmuş ve can çekişmekte olan dostlukları sonlandırmayı bil. Kimseyi kırmadan ve daha fazla incinmeden..
  • Kin tutmak, yüzlerce mutluluk koyabileceğiniz kefeyi taşla doldurmak gibidir. Bir insana düşman kesilmek yerine onu boş verin. Bir insana zarar vermekle, ilahi bir kudretin size zarar veren insanı tepetaklak etmesini beklemek aynı şeydir. Kin tutmuyorum ama umarım yaptıklarının bedelini öder demek kendini kandırmaktır. Maddeüstü bir mahkeme olmadığını kavra ve hayatının hiç bir anını kin ve öfkeyle ziyan etme.
  • İşinde başarılı olmak mı istiyorsun o zaman yolun yarısını tamamladın demektir. Öteki yarısı için ise temponu biraz daha arttır ve okumaya başla. Ezberlemek zorunda değilsin, deneyimleri oku, yenilikleri oku, bilinçaltın büyük bir veri merkezidir, ihtiyaç dahilinde okuduğu, gördüğü ve duyduğu şeyleri tarar ve sana sunar.
  • Başaramamaktan korkma. Başarısızlık iki durumun göstergesidir: birincisi, yanlış giden bir şeyler olmuştur, ikincisi yanlış da olsa denemeye başlamışsındır. Denemeye başla, denemeden doğruya varamazsın.
  • İstemediğin milyonlarca şeye hemen ulaşmaktansa, istediğin şey için yola çık. İnsanın hayallleri o kadar kıymetlidir ki, onlara varamasa dahi o yolda çektiği çile ve cefa bile güzel gelir.

Hayatın İntikamı – Ece Temelkuran [Alıntılar]

Etkilendiğim, tekrar tekrar okurken hep aynı zevki aldığım müthiş bir yazı “Hayatın İntikamı”. Ece Temelkuran’ın kalemine, ruhuna sağlık.

* * *

“Ne zaman üniversitelere konuşma yapmaya gittiysem ya da ne zaman benden daha genç biri benim ondan daha fazla bir şey bildiğimi sanarak bana sorduysa “bu işin olurunu”, dedim ki:

Üniversiteyi bitirince hemen çalışmaya başlama. Git, dolaş, ülkeler gez, aç kal, meteliğe kurşun at, ama ne yap et, koşturmaya başlamadan önce biraz amaçsız yürü. Maceraya çık, bedeli ne olursa olsun bunu yap. Çünkü…

Çünkü hayat, onu erken anladığını sananlardan çok fena alır öcünü. Bir şeyi vaktinde yaşamadan geçersen, çok sonra, seni rezil etme pahasına, sana yaşatır o eksik bıraktığın bölümü.

Aşık mı olmadın on altı yaşında?

Gelir seni kırk beşinde bulur, en olmaz zamanda.

Maceraya mı çıkmadın yirminde?

Sürükleye sürükleye götürür seni otuz beşinde. Yırtık kot, yer bezinden hallice bir kazak giyip, nasıl göründüğüne aldırmadan geçiremedinse öğrencilik yıllarını mesela, elli yaşında, artık kalabalıkların gözleri seni hiç de öyle görmeyi beklemezken, sana giydirir o kot pantolonu.

Hayatı sakın erkenden yaşama, sonradan çok fena komik eder adamı.

Serserilik ederek geçirmeli insan serserilik edilecek yaşları. Zira atlayıp geçtiğin ne varsa dönüp dolaşıp bulur insanın yakasını. Kendini yaşatıncaya kadar yapışıp kalır.  “