AUTHOR: Metehan Türkdönmez

Appstore ile tanıştınız mı?

Eşzamanlı App’in iOS versiyonunu geliştirmekle beraber hayatımın orta yerine bir mail arkadaşı olarak oturan Appstore ile yaklaşık 10 gündür düzenli olarak mailleşiyorum. Google Play’in sorgusuz sualsiz yayına aldığı uygulamanın tüm detaylarını sorgulayan, bizi geliştirmeye ve detaylı incelemeye mecbur bırakan bu yegane sistemin neden “Muhteşem” olduğunu bu şekilde anlayabiliyorsunuz. Uygulamanın gözümüzden kaçan hatalarını, kullanıcı deneyimini, hukuki yapısını ve geri kalan her detayı tek tek sorguluyor, ilgileniyor ve standart bir yapıya erişmeden kesinlikle yayına almıyor.

İlk rejected

İlk reddi uygulamanın test cihazı dışında çalıştırılamamasından ötürü aldık. Haliyle “Signing” bölümündeki provizyon hatasını düzeltip gönderince uygulamayı incelemeye başlayabildiler.

Not: Bu kısım için defalarca kez Sertifika kaydı oluşturdum. Saatler heba oldu fakat otomatik giriş yeterli oluyormuş. Deneyimleyerek öğrendiğim ayarlardan biri oldu bu da.

ilk meta-rejected

Uygulama açıldıktan sonra sayın Apple kullanıcılarımıza para kazandıracağımıza dair yazıları görüp “peki üyelik kaç para” diye sordu haklı olarak. Biz de bir para istemediğimizi, anket karşılığı bir kazanç politikamız olduğunu yazdık. Prosedürler vesaireler tamamı ile akıllarına yatınca bu sefer parayı nereden alabiliyoruz dediler. Ben de bir demo video çekip kendilerine ilettim. Şimdi ise onun cevabını bekliyoruz.

Tüm bu detaylı sunum aşamalarının sonu tam olarak ne zaman gelecek bilmiyorum ama Apple’a App göndermek üzerine detaylı bir araştırma yapmayı planlıyorum. Umarım benim gibi ilk defa Appstore’da uygulama yayınlatacak olanlar için faydalı olur.

Bir yolun başları

Az evvel Hasan Yalçın’ın 2011’de düzenlediği bir design yarışmasına katıldığımı farkettim. Hemen şu linkten bakabilirsiniz ilgili post’a: http://www.hasanyalcin.com/tsyr3-eserler-huzurunuzda/

Yazının hemen altına da yukarıda paylaştığım yorumu yazmışım. Görünce fazlaca güldüm. Hala bazı briefleri yanlış anlayabiliyorum. Sonuç itibari ile sektördeki topluluklar ile 6-7 yıllık bir geçmişim olduğunu görmek mutlu eden bir durum.

Herkesin profesyonel bir başlangıç için çırpındığı şu günlerde, en çok da bolca hata yapmış olmaktan dolayı kendimi şanslı buluyorum. Çünkü teknik düzeyi öğrenmek işin en kolay tarafı. Fakat hiç bir yerde “evde çalışıyordu ya burada neden çalışmıyor” un cevabını yazmazlar. Onu siz bulursunuz.

Yeni proje: Eşzamanlı App

Big data geliştirme konusunda pazar araştırma şirketleri büyük bir istek ve gereklilikle hareket etmeye başladılar. Analog anket sahalarından öte dijital odaklı çalışmalar ve nokta atışı kitle pazarlama ile daha hızlı ve doğru sonuçlar elde etmek mümkün oluyor. Ben de bu sürecin başlangıç noktasında yer almış bulunmaktayım 🙂

1 Ekim 2017 itibari ile Aksoy Pazar ve ve Kamuoyu Araştırma Şirketi’nde web uygulamaları geliştiricisi olarak görev almaya başladım. Burada ilk geliştirdiğimiz proje Eşzamanlı Anket App oldu. Geliştirme süreçleri şu an için devam ediyor ve Android sürümünden hemen sonra iOS platformu için de kolları sıvamış durumdayız.

Detaylar için : Eşzamanlı Anket

Sadece defter ve kalem ile not tutmak

Bir çok dijital aygıt kullanan ve bunların her birinde kaliteli, ulaşılabilir not tutma, to-do list işlevine sahip uygulamalar kullanma şansına sahip biriyim. Aslında artık bir çoğumuz böyleyiz.

Fakat ben ajandaya not almayı, Evernote’a not almaktan daha çok tercih ediyorum. Dijital uygulamalar geliştiren bir insanın, bu uygulamalara güveninin olmaması gibi bir durum söz konusu değil. Sadece her bir harfini kalemle kağıda döktüğüm notlar daha fazla akılda kalıcı oluyor, ayrıca sürekli klavye ve touch keyboardla meşgul olan parmaklarım kalem ile yazma eylemini çoğu zaman özlüyor 🙂

Dijital uygulamalarda hangi notu, hangi dakikada, hangi lokasyonda yazdığınızı görmek işten bile değil. Tarihe göre sıralayabilir, tarihleri erteleyebilir, sayfalarca ekleme yapabilir, fotoğraf, döküman gibi ek dosyalar ekleyebilir ve notunuzu/görev listenizi geliştirebilirsiniz.

Fakat bu denli çok bir işleve ihtiyacınız yok ise basit ve hızlı olmaya çalışın. Bir defter (ajanda) ve bir kalem kesinlikle pilleri bitmeyecek, yanlışlıkla silemeyeceğiniz, kolay kolay giriş bilgilerini unutmayacağınız ilkel ama %100 tutarlı not aletleridir. İşlerinizi daha hızlı halledeceğinizi düşünerek detaylı ve profesyonel to-do app.ler edinmeden önce bu uygulamaların yazılan işleri yapmadığını hatırlayın.

Not: Girişimcilik kisvesi altında yüzlerce balon insan sahnelerde konuşuyor, internette yazıyor ve içi boş danışmanlıktan öteye gidemiyor. Lütfen 30$ verdiğiniz için bir ajanda uygulamasının kölesi olabileceğinizi, bu ücreti verdiği için, 20 dakika sonra yapacağı yemek yeme planını dahi elindeki telefonda kayıtlı tutanların türediğini unutmayın.

Yazılım geliştiriciler için “Çalışma Ortamı” hazırlamak

Evde veya ofiste yazılım geliştiriciliği yapan herkes için bir gerçek var ki, oturuyoruz, monitör-ler-e bakıyoruz, klavyemizdeki tuşlara binlerce defa dokunuyor ve işletim sistemimiz aracılığı ile kodluyoruz. Bu software development -yazılım geliştime- ‘in en masum ve basit şekilde anlatılmış hali. Yani sadece dışarıdan görülen kısmı. Ama bu işin içinde olanların bildiği gibi binlerce satırı kaplayan fonksiyonları yazmak, test etmek, çalıştırmak, düzenlemek ve tabii ki sunmak saatler, günler, haftalar hatta aylar alabiliyor.

Bu zor süreç dışarıdan çok basit tanımlanabilir. Fakat kötü bir sandalyede on gün boyunca sürekli mouse kullanan ve sol elini çenesine götürerek fonksiyon tasarlayan kişiler biliyor ki kötü bir çalışma ortamı zulümden başka bir şey değildir.

Ben çalışırken müzik dinlemeyi seven biriyim. Çalışma dışında da müzik dinlemeyi seven biriyim fakat orası işin kişisel kısmı 🙂 . Kişisel kısım demişken son zamanlarda fırsat bulursam plak alıp, basic vinyl setupımda çalıyorum. Çalışırken plak dinlemeyi sevmiyorum çünkü plak dinlemek sevgiliyle hayal kurmak gibi ya da daha rasyonel tabirle acıkıp Adana kebap yemek gibi bir şey. O olayın içinde kaybolmak, kendini vermek gerekiyor. Lezzet almak için soyutlanmak gerekiyor. Peki ama çalışırken nasıl güzel müzik dinlenebilir.

Yüksek enerjiye sahip saatlerde çalışıyorsam çaldığım müzikler de büyük oranda yüksek enerjili oluyor, eğer geç vakitlerde çalışmak durumundaysam beni sömürmeyecek kadar enerjik ama saate de saygılı tempoda melodik müzikler dinlemeyi seviyorum. Müzik dinlemek işini iyi yapmama yardımcı olan ve vinyl setupımında bir parçası olan Mackie CR3 serisi referans hoparlörler kulanıyorum. Genellikle ofis ortamında bu şansa sahip olamayabilirsiniz, bu da home-office’in güzel taraflarından birisi diyebilirim. Çalışırken ruhunuzu beslemek zulmü hafifletecektir. 🙂

instagram: @designyourworkspace

Başka bir önemli unsur ise: işe başlamadan önce, hayatın içindeki önem arzeden to-doları tamamlamış olmak. Bu yemek yemek de olabilir, son ödeme tarihi gelmiş faturalı ödemiş olmak da, lüzumsuz yere çıkmış bir tartışmayı çözüme kavuşturmak da. Çünkü mantıksal detayların içinde boğulurken duygusal şeyler düşünmek, sinirli, tedirgin veya üzgün olmak kesinlikle negatif etki yaratacaktır. Bu durumlar hatalara yol açabilir, hataları çözmek işi uzatabilir. Bu sebeple temiz ve rahat bir zihne kavuşmadan işe başlamak kesinlikle sadece dışarıdan dolu görünen ama içi boş bir eylemdir. Bu sadece yazılımda değil hayatın her yerinde böyledir.

Stres dolu oyunlar oynamıyorsunuz ve sinirle hızlı bir şekilde klavyedeki tuşlara vurmak gibi bir riskiniz yok. Bu sebeple mekanik ve yüksek ses çıkaran klavyelerden uzak durmanızı tavsiye ediyorum. Tuşların sesi belli bir hıza kadar müziği bastırmaz ise pek tabii mutlu olurum. Saniyede 5-8 karakter yazdığınız full odak eforlarda ise zaten hiçbir sesi duymadığınız için klavyenizi o konuda rahat bırakabilirsiniz.

Proje geliştirirken kullandığınız editörü, terminali, tarayıcıyı veya run window’u rahatlıkla görebileceğiniz bir monitör tavsiye ederim. En azından 21′ boyuta sahip, HD görüntü veren hepsinden önemlisi gözünüzle kavga etmeyen karaktere sahip bir monitör. Ben Philips Brilliance IPS LCD kullanıyorum. Film render etmiyorsanız bu kadar özellik yeterli olacaktır.

İyi bir back-end yazılım geliştiricisi GUI’yi sevmez. Hatta gerçekten iyi ise VIM’i açtıktan sonra mouse’unu çekmeceye atacaktır. Fakat pek tabii xCode dahil bir çok IDE editörü kullanan mobil veya front-end geliştirici de bu yazıya ulaşacağı için standart ve pili erken bitmeyen bir bluetooth mouse tavsiye ederim. DPI oranlarını bırakın Steam’in ağına düşenler düşünsün.

Geniş bir masanızın olması sizi rahat hissettirecektir. Çünkü benim gibi bazı geliştiriciler deftere not almayı sevebiliyor. Bu da kalemlik, defterler, ajandalar vs. demek. Masanız dolacak, yer bulamayacaksınız, fincanı klavyenin dibine koyacaksınız ve o devrilecek. Bugün devrilmezse yarın küçük kuzeniniz gelip devirecek, proje müdürünüz eli kalabalık diye sizin masanızı işgal ederken gelip devirecek. Geniş masalar iyidir. Fincanınızı klavyeden uzak tutun. Vazgeçemediğim tuş takımlı Apple klavyesi için iki yıl içerisinde bir Mac Mini parası ödediğim için söylüyorum, uzak tutun 🙂

Ve tabi ki assolist ve sahnenin final üyesi olan bilgisayar! Ben bir Mac Mini (Late 2012) kullanıyorum. fakat şunu söyleyebilirim i3 hatta 4 çekirdekli herhangi bir işlemcide back-end yazılım geliştirebilirsiniz. Ben bir back-end yazılımcısı olduğum için grafiksel tarafla ilgilenen arkadaşlar lütfen o konu ile ilgilenen diğer arkadaşlarına danışarak development için bilgisayar alsınlar. Çünkü Oculus(VR) sistemi için yazılım geliştirilen bir Monster görmüş ve hayretler içerisinde kalmıştım.

Bilgisayardan daha değerli bir bonus daha var. Oturduğunuz koltuk, sandalye ya da her ne ise adı lütfen rahat olsun. Arkanıza yaslanınca belinizi desteklesin. Vücudunuzu ileri atan bir kalasın üstünde oturmayın, içine gömüldüğünüz bir pufun üstünde oturmayın, saatler geçerken ömür, ömür geçerken sağlık zedeleniyor. Elinizden geldiğinde fiziksel sağlığınızı üç kuruşluk düzgün sandalyeler almamak pahasına feda etmeyin.

Emin olun geri dönüşü çok zor ve tedavi süreci uzun süren bir bel rahatsızlığına sahip olmak istemezsiniz. Bu konuda nasıl oturmanızı gösteren tablolardan yararlanabilirsiniz. Asın duvarınıza size hatırlatsın. Bu konuda ağrılar çeken biri olarak vurgulayarak söylüyorum: yazılımcıysanız oturuşunuza çok dikkat edin.

Benim teknik bir kalemim maalesef olamadı. Bu sebeple monitör anlatırken renk profillerinden, klavye anlatırken  fonksiyon tuşların yararlarından vs. bahsedemedim. Bu tür detaylar için profesyonel yazılara her yerde ulaşabilirsiniz. Bu yazı da araştırmak için ilk sebebiniz olsun, herkese iyi çalışmalar..