Bu ülke böyle bir ülke! olmamalı.

Bu yazıyı herkesin öfkesinin ve umudunun en çok olduğu şu günlerde yazıyorum.

Yazıyorum çünkü bulunduğum ülke, çağ, dünya korkunç bir distopyanın ta kendisi olma yolunda hızlıca ilerliyor.

Korkuyorum. Korkuyorum çünkü kendi geleceğimi, hayalini kurduğum çocuklarımın geleceğini, arkadaşlarımın geleceğini yok ediyorlar. Öyle sistematik falan değil, öyle belli bir zümreyle değil, tamamen kendi kendine akışına giderken her şey, kendiliğinden yok oluyor mutluluk talebimiz.

Madde madde yazmaya kalksak sonsuza dek sürecek gibi geliyor ama aklımıza ne geldiyse haykıralım diye, zincirlerimizden başka kaybedecek hiç bir şeyimizin kalmadığı o günü görmeyi beklemeyelim diye yazıyorum.

Daha dün, 15 Haziran 2018’de bir köpek yavrusunun dört bacağı kesildi öldü hayvancağız. Korkunç geliyor değil mi?! Korkunç!!

İslam Devleti denen dinci pezevenklerin iki genç çocuğu yakarak öldürmesine lanet edip sustuğumuz günü hatırlayın. Korkunçtu değil mi?! Korkunçtu!

Otostopla dünyayı gezen bir kadının, tarihiyle gurur duyduğumuz vatanımızda, şahsiyetsiz, şerefsiz, namussuz, ahlaksız birileri tarafından tecavüz edilip öldürüldüğü vakitleri hatırlayın. Utanç verici değil mi?! Yazarken hatırlatıp tekrar utanmamak istedim. Ama bu utancı çekmek zorundayız. Ne yapıldı bu durumun faillerine?! Elbet utanacağız, utanacaksınız!

Bu ülkede “Barış Mitingi” düzenlendi. 95 kişi öldü. Bu yazıyı burada bitirip kalkmak istiyorum ama buna sebep verenlere ait olan şeref yoksunluğunun acısını önce kendim çekmek zorundayım. Ses çıkarmadım, ses çıkarmadık. iki tweet atıp, bugün unuttuk. Bitirmeyeceğim hemen yazıyı. Acısını çekene kadar devam edeceğim bu ülkenin utanç maddelerine.

Siyasilerin kendilerini haklı çıkartmak için her zaman güzel sebepleri oluyor. Ben kendimi haklı bulamıyorum. Çünkü ben ne politikacıyım ne siyasiyim, ne de kulislerde ayrı, televizyonda ayrı konuşabilecek bir şahsiyetsizim. Ben vatandaşım, ben milletim, ben halkım! Ben tarih boyunca hiç haklı olarak görülmeyenim.

Bu ülkede bebekler karaya vurdu arkadaşlar!

Şu an masamda oturmuş, bilmem kaç bin liralık bilgisayarımda ahkam kesiyorum ya bu ülkenin sahillerine küçücük bir can geri verildi denizleri tarafından. Bu yazıyı okuduğunuz o telefon ya da bilgisayarın etiketiyle öyle 10 çocuğun karnı doyardı.

Ama bir saniye!

Bir futbol kulübünün taraftarı olarak söylüyorum, bilmem kime top oynasın diye senede 20 Milyon dolar ödeyen adamlar televizyonlarda tartışıyorlar, medyanın merkezine oturuyorlar, biz de şahsiyetimizi onlara pazarlamış “FEDA” diyoruz.

Biz de karakterimizi klozete atıp sifonu çekmiş “Tam Zamanı Şimdi” diyoruz!

Bu yazıyı okuduğun telefonun etiket fiyatına öğle yemeği yiyen adamların bencilliklerini, haysiyetsizliklerini geçip size utanın diyemeyeceğim. Ama siz yine de utanın, olur ya “GÜN GELİR SİVASA VALİ OLURSUN; VALİ OLURSUN DA GELİR BENİ ASARSIN.”

Unutmayın arkadaşlar, ne olur unutmayın. Bu eşitsizliği, bu çaresizliği, bu umutsuzluğu, bu haysiyetsizliği, bu pişkinlikleri unutmayın. Başkalarının kodamanlarından daha iyi görüneceğiz diye kendi garibini unutanları ne olur unutmayın.

Ben olsam da unutmayın, babanız olsa da unutmayın, hesabını sorun, haykırın, yazın, mücadele edin!

Kollarınıza kelepçe takılıp, zindanda çürümekse ödeyeceğiniz bedel düşünmeyin bile! Ama Kenan Evren’in cenazesini bir düşünün. Bu dünyada canını hoş tutanların çoğu dört kolluda, omuz üstünde taşınırken belki de yalvarıyorlar bir an önce yer altında çürüyüp  gitmek için.

Bir de tarihinizle gurur duymaya devam ederken yarın sizi hatırlayıp utanacak olan nesilleri de düşünün.

Bu ülke Mustafa Kemal Atatürk gibi yiğit adamların ülkesi, bu ülke onuru, namusu, vatanı için canını ortaya koyanların ülkesi.

Can almak için değil, kesinlikle değil, ama gerekirse can vermek için yılmayın; adaleti, onuru, eşitliği ve en çok da UMUDU korumak için mücadele verin!

Unutmayın, vatanım, namusum, şahsiyetim için canımı veririm diyen insanların bir kısmı dahil olmak üzere, daha kardeşi yaşındaki kadınların arkalarından hiç utanmadan -namus kavramını belki de ailelerinden hiç görmedikleri için- bakabiliyorlar. Bırakın bir ülkeyi, bu kainatın değişimi bile bir insanın kafasındaki bir düşünceyle başlar. Önce bu cehaleti, önce bu ahlaksızlığı yenerek başlayın! Önce kendinizi yenerek başlayın mücadeleye.

Her suçlunun suçundan biraz taşımıyor olsaydık, zaten bugün bu durumda olmazdık arkadaşlar…

 


Yorum yok. Hemen yorumunu paylaş!.

Yorum yap