CATEGORY: Kişisel

Bugünden yarına notlar

Son zamanlarda üst üste gelen hastalık ve vefat haberlerinden dolayı hem uyku düzenimi hem çalışma performansımı hem de sosyal hayatımı düzensiz bir hale evirmiş durumdayım. Çevremizdeki insanların zor zamanlarında yanlarında olmak ve omuz vermek istiyorsak öncelikle ayakta kalabilmemiz gerekiyor. Yapılan en büyük hata zor zamanlarda pes etmek ve durağanlaşmaktır.

Dün bir yakınımın cenazesinde idim. Cenaze töreninden evvel bahçede bir kaç kişiyle laflarken şöyle bir cümle kuruldu: “Böyle günlerde herkes hayatın boşluğundan söz eder, oysa hayatın bir sınırının olması onu en değerli maden yapmaz mı? Sonsuz bir altın damarı bulunsaydı altının değeri düşerdi, hayat şimdilik sonsuz değil ve her anın kıymetini bilmek zorundayız.”

Çok güzel dedim. Ölüm, hayatı kıymetli kılan, değer aşılayan bu döngünün son parçası. Sabahları yataktan kalkarken isyan eden insanlar ne kadar hata yapıyorsa içi boş bir hayatı makyajlayıp servis eden, rol hayatlar yaşayan insanlar da o kadar hata ediyor aslında.

Ben eskiden günlüğüme kendim için notlar alırdım. “Başarılı ol”, “şöyle yap”, “böyle göster kendini” diye. Daha sonra kendi kendimi hapsettiğimi farkettim. Toplumsal baskının zihnimde bir patron olduğunu farkettim. Bir gün oturdum ve aşağıdaki notları yazdım:

  • “Hayır” demek için kötü bir insan olmak zorunda değilsin. “Hayır” de, gerekirse sebebini açıkla, gerektiğinde rica et. %51 oranında kendini düşün ama karşı taraf için de o %49’un hakkını ver.
  • Sabahları kalktığında hava soğuk veya yağmurlu diye yüzünü asma. Unutma sen doğanın bir parçasısın, o senin ihtiyacını senden daha iyi biliyor. Doğaya saygılı ol.
  • Cebine ne kadar para girdiğinin önemi yok. Her ne koşulda olursan ol tasarruf et. Geleceğin ne getireceğini bilemezsin.
  • Aile insanın olmazsa olmazı değildir. Baban veya annen seni temsil etmekle mükellef değildir. Sen onları temsil etmekle mükellef değilsin. Kimse kimseyi sırtlamak zorunda değil. Fakat topluma katılımın ilk parçası ailedir. Sana şefkatle bakan iki çift gözü düşün, anneyi ve babayı. Fırsat buldukça git sarıl onlara.
  • Dostluk tuhaf bir olgudur. Bazı dostlarınız size zarar verebilirken, bazıları sizin için kendilerini hiçe sayabilirler. Zamanı dolmuş ve can çekişmekte olan dostlukları sonlandırmayı bil. Kimseyi kırmadan ve daha fazla incinmeden..
  • Kin tutmak, yüzlerce mutluluk koyabileceğiniz kefeyi taşla doldurmak gibidir. Bir insana düşman kesilmek yerine onu boş verin. Bir insana zarar vermekle, ilahi bir kudretin size zarar veren insanı tepetaklak etmesini beklemek aynı şeydir. Kin tutmuyorum ama umarım yaptıklarının bedelini öder demek kendini kandırmaktır. Maddeüstü bir mahkeme olmadığını kavra ve hayatının hiç bir anını kin ve öfkeyle ziyan etme.
  • İşinde başarılı olmak mı istiyorsun o zaman yolun yarısını tamamladın demektir. Öteki yarısı için ise temponu biraz daha arttır ve okumaya başla. Ezberlemek zorunda değilsin, deneyimleri oku, yenilikleri oku, bilinçaltın büyük bir veri merkezidir, ihtiyaç dahilinde okuduğu, gördüğü ve duyduğu şeyleri tarar ve sana sunar.
  • Başaramamaktan korkma. Başarısızlık iki durumun göstergesidir: birincisi, yanlış giden bir şeyler olmuştur, ikincisi yanlış da olsa denemeye başlamışsındır. Denemeye başla, denemeden doğruya varamazsın.
  • İstemediğin milyonlarca şeye hemen ulaşmaktansa, istediğin şey için yola çık. İnsanın hayallleri o kadar kıymetlidir ki, onlara varamasa dahi o yolda çektiği çile ve cefa bile güzel gelir.

Bir yolun başları

Az evvel Hasan Yalçın’ın 2011’de düzenlediği bir design yarışmasına katıldığımı farkettim. Hemen şu linkten bakabilirsiniz ilgili post’a: http://www.hasanyalcin.com/tsyr3-eserler-huzurunuzda/

Yazının hemen altına da yukarıda paylaştığım yorumu yazmışım. Görünce fazlaca güldüm. Hala bazı briefleri yanlış anlayabiliyorum. Sonuç itibari ile sektördeki topluluklar ile 6-7 yıllık bir geçmişim olduğunu görmek mutlu eden bir durum.

Herkesin profesyonel bir başlangıç için çırpındığı şu günlerde, en çok da bolca hata yapmış olmaktan dolayı kendimi şanslı buluyorum. Çünkü teknik düzeyi öğrenmek işin en kolay tarafı. Fakat hiç bir yerde “evde çalışıyordu ya burada neden çalışmıyor” un cevabını yazmazlar. Onu siz bulursunuz.

Hayal kurmak plan yapmak değilmiş..

Şimdi anlatacağım durumu, yeni öğrendiğim bir durum veya farkettiğim eksik bir noktam olarak adlandırabilirim.

Bugüne kadar plan yapmak ve hayal kurmak arasındaki farkları bilen, bunları terminolojiye göre açıklayabilen fakat uygularken ikisini birbirine karıştıran bir insandım. Belki bir çoğumuz için de bu durum böyledir. “Nasıl?” derseniz bu rehaveti şöyle açıklayabilirim:

Plan yapmak. Belli bir zaman aralığında, belirli kişiler ile, belirli şekilde bir işi, oluşu eyleme geçirme halidir. Örneklersek. 1 Nisan – 10 Nisan aralığında, x kişisi ile çalışarak, belirlenen günlerde belirlenen kısımları tamamlayarak bir yazılım projesini tamamlamak. 11 Nisan gününü sunum tarihi olarak belirlemek. Negatif durumlar dahilinde sapmaları hesaplamak ve bunları da göz önünde bulundurarak bu işi yerine getirmek. Veya Haziran ayında çıkılacak tatil için 20 gün öncesinden bilet almaya karar vermek. Bu durumlara plan yapmak deniyor. Tutarlı, belirli, olası ve imkanlar dahilinde gözüken eyleme geçme kararları plandır. Gerçekleşmemesi durumunda sebepler gözden geçirilir ve kriz yönetimleri gerçekleştirilir.

Fakat hayal kurmak!..

“Mutlu bir birlikteliğe sahip olmak istiyorum!” diye düşünmek veya “Önümüzdeki 3 yıl içinde araba almak istiyorum.” demek hayaldir. Hayaller tutarlılık talep etmezler. Mars’a çıkmayı da pek tabii hayal edebilirsiniz. Ama.. İmkanlarınızı düşünmeden bu uçarı fikrin planını yapmaya başlarsanız ve çok emek harcarsanız maalesef tutarlılığınızı yitirir ve gerçeklikten uzaklaşırsınız. Bazı hayaller ulaşılmak için kurulur. Ulaşılması zorunlu değildir, hayale giden yol dahi değerli ve geçerli ise finale gelmek zorunda hissetmezsiniz.

Ben burada vaktiyle yanlış yapmış olabilirim 🙂

Geçtiğimiz aylardan birinde hayatımda şu zamana kadar geçerli olan tüm hayal, kalıp ve uzun vade planları gözden geçirmek zorunda hissettim. Sadece aynada gördüğü kendisini düşündükçe trajikomik bir hal alıyor insan. Şartlanmak insanı üzüyor.

Şimdilerde daha uçarı ve yapmak zorunda olmadığım hayallerim ve tutarlı şekilde gerçekleştirdiğim kısa vade planlarım var. Daha mutluyum, daha yargısız ve daha kendine kalmış bir insanım.

Çocukken ailemizin bizi nerede görmek istediğiyle, gençken rakiplerimizin varmak için çabaladıkları yerlerle ve hayatı deneyimledikçe “ben ne istiyorum?” sorusuyla cebelleşiyoruz. Ne yazık ki çoğu kez “kendimize ne istediğimizi sormamız” çok geç olabiliyor/muş. Ben kendimi bu konuda şanslı hissediyorum. Ben kendimi hissediyorum.

Daha eski bir yazı bulunmamaktadır..